28 Nisan 2016 Perşembe

İnsan Kendi İçin Sever!

İnsan Kendi İçin Sever!

Nitelikli İlişkiler, satranç oyununa benziyor. Her hamlenin bir karşılığı var .Oyunun kurallarını ve          Elinizdeki taşların hangi hamleleri yapabileceğini iyi bilmeniz gerekiyor

Bütün ilişkiler alış veriş üzerine kurulu ancak en çetrefilli olanı aşk ilişkileri. Karşılıklı çıkar gütmeyen bir ilişki neredeyse yok gibi, anne-çocuk ilişkisini biraz dışarıda tutabiliriz. Herkes karşısındakinden bir beklenti içinde mutlaka! Bu beklentiyi yanlış anlayamayın, her zaman maddi bir çıkar olmak zorunda değil.

İnsan birini neden sever? Kendisine yakın bulduğu bir noktayı yakalar veya kendinde olmayan bir yönü, sevdiği kişiyle tamamlar. Bu da bir alış veriştir.

Aslında birini sevmek, kişinin kendi için yaptığı eylemdir. Biraz düşünürseniz, doğruluğunu onaylarsınız. Sevmek, başkasını mutlu etmek için yapılmaz. Kendiniz için seversiniz.

Bunu kabul edince, ayrılıkların ardından söylenen tüm sözler havada kalır. “Ben onu çok sevmiştim ama….” “Onun için şunları yapmıştım…” Gerçekten düşündünüz mü, ilişki içinde yaptığınız hareketler karşı taraf için mi yapılır?

Cevabınız muhtemelen “ evet” olacaktır. Ancak bu cevap  pek tatmin etmez. Bunu bir örnekle daha net açıklanır. Diyelim ki, sevdiğiniz kişiye bir hediye aldınız. Bunun sebebi onu mutlu etmektir. Peki, neden onu mutlu etmek için ekstra bir çaba içine girdiniz? Çünkü o mutlu olursa, sizi de mutlu edecek ve daha çok sevecektir. Bu durumda sistem yine kendimize çalışmış olur.

Kimse kazanacağını ummadığı bir işe girişmez. Her ilişki bir çeşit yatırımdır. Bir insana emek vermek, zamanını harcamak, hayatını değiştirmek öylesine yapılacak hamleler değildir. Yaptığınız yatırımların sonunda size iyi şekilde dönmesini umarsınız. Ancak ilişkiler de biraz kumar gibidir, elinizdeki kağıt ne kadar iyi olsa da, karşı tarafın elinde daha yüksek bir kağıt olma ihtimali vardır.

Ayrılıklarda bizi asıl yıkan, yatırımlarımızın heba olmasıdır. Kimine göre bu yatırım zamandır, yıllarını harcamıştır; kimine göre paradır; kimine göre hayat şeklidir. Her ne kadar sonuçların bizler üzerindeki etkisi değişse de, bir ilişki bittiğinde bizi asıl üzen, kaybettiğimiz o yatırımlardır.

Bir ilişkiye başlarken bunu aklınızda tutun. Yaptığınız her hareketi, kendiniz için yaptığınızın bilincinde olun. Belki o zaman pek çok şeyden vazgeçersiniz. Belki o zaman daha az çıkar üzerine kurulu, bencil olmayan ve birlikte çoğalarak büyümenin keyfini yaşayabileceğiniz bir ilişkiyi de yakalarsınız. Kim bilir?

İnsanları yüceltebilmek dilekleriyle

"Bir adam kötü yoldan para kazanıp bununla kendisine bir inek alır.
Neden sonra, yaptıklarından pişman olur ve hiç olmazsa iyi bir 
şey yapmış olmak için bunu Hacı Bektaş Veli'nin dergahına kurban olarak 
bağışlamak ister.
O zamanlar dergahlar aynı zamanda aşevi işlevi görüyordu.  Durumu 
Hacı Bektaş Veli'ye anlatır ve Hacı Bektaş Veli 'helal değildir'  diye 
bu kurbanı geri çevirir.  Bunun üzerine adam Mevlevi dergahına gider 
ve ayni durumu Mevlana'ya  anlatır .Mevlana ise bu hediyeyi kabul eder.
 
Adam aynı şeyi Hacı Bektaş Veli'ye de anlattığını ama onun bunu 
kabul etmemiş olduğunu söyler ve Mevlana'ya bunun sebebini sorar.
Mevlana söyle der:
- Biz bir karga isek Hacı Bektaş Veli bir  şahin gibidir. Öyle her 
leşe konmaz. O yüzden senin bu hediyeni biz kabul ederiz ama o kabul 
etmeyebilir. Adam üşenmez kalkar Hacı Bektaş dergâhı'na gider ve 
 
Hacı Bektaş  Veli'ye, Mevlana'nın kurbanı kabul ettiğini söyleyip bunun 
sebebini bir de Hacı Bektaş Veli'ye sorar.
Hacı Bektaş da söyle der:
- Bizim gönlümüz bir su birikintisi ise Mevlana'nın gönlü okyanus gibidir. 
Bu yüzden, bir damlayla bizim gönlümüz kirlenebilir ama onun engin 
gönlü kirlenmez. Bu sebepten dolayı o senin hediyeni kabul etmiştir."
 
Böylesi tevazu ve incelikle, birbirlerini yermek yerine yüceltebilmeyi becerebilen bir insan olmamız dileğiyle...


28 Mart 2013 Perşembe

Bodrum'da Diving


BANA KENDİMİ ÖNEMLİ HİSSETTİR

BANA KENDİMİ ÖNEMLİ HİSSETTİR

Herkes boynunda bir levha taşır ve bu levhanın üzerinde -Bana kendimi önemli hissettir- yazar. İnsanlarla çalışırken bu mesajı asla unutmayın…" Eğer üzerinde iyi çalışılırsa, bu tavsiye hayatınızı değiştirecek tavsiyeler arasında en önemlisi olabilir. Eşiniz, çocuğunuz, müşteriniz, iş arkadaşınız veya rastladığınız kişilerle olabilecek herhangi bir ilişkide uzun süreli bir etki yaratmak için en iyi yol karşınızdakinin değerli olduğunu hissetmesini sağlamanızdır. Ve işe başlamanız için 4 tavsiye:

1. Karşılaştığınız herkesi büyük bir hevesle selamlayın.

Hiç telefonda birisi ile konuşurken veya bir yerlerde birisine rastladığınızda sizinle yüksek bir enerji ve şevk ile konuştuklarında sanki karşınızdakinin size bayıldığını hissettiniz mi? Coşkulu ve içten bir sevk ile selamlama, tüm iletişimin gidişatını belirler. Bu son derece basit bir tekniktir, sadece en zor kısmı hatırlamaktır. Ama eger hatırlarsanız, tüm ilişkileriniz canlanacaklardır. Bu yöntemi, özellikle çocuklarınızla iletişiminizde kullandığınızda hayatı derinden etkileyen sonuçlar ortaya çıkabilir. Bir çocuk odaya girdiğinde basit bir sevkli karşılama ve taktir, onunla iletişimde mucizeler yaratır.

2. Yavaşlayın

Sohbetlerinizde karşınızdakini gerçekten dinlemek için vakit ayırın. Birisi ile konuşurken, sonra ne söyleyeceğinize değil, sözleri ile, tonlaması ile ve beden dili ile "onun" ne söylediğine odaklanın. Rahatlayın ve yanıt vermeden dinleyin. Bu şekilde karşınızdakini derinlemesine dinleme üzerinde çalıştıkça, karşınızdakinin ihtiyaçları üzerinde çalışın. Sohbet sırasında kendi ihtiyaçlarınızı bir tarafa bırakın ve "onların" bugün neye ihtiyaçları olduğunu anlamaya odaklanın. Her karşılaşmayı, normalde çok telaşlı olabilecek bir günün molaları olarak değerlendirin. Yavaşlayın ve bir başkasıyla kurabileceğiniz bağlantının tadını çıkartın…Basit bir sohbet olsa da..

3.Geçmiş sohbetlerinizin ve karşılaşmalarınızın ayrıntılarını hatırlamaya çalışın

Size daha önce aktardıklarını sorun. İşteki sunuşu nasıl gitti, sorun. Hasta babası nasıl, sorun. Bu basit yöntemle insanlara sizin için ne kadar önemli olduklarını gösterirsiniz.

4. İnsanların sizin için yaptıkları küçük şeyleri taktir edin ve hiç bir zaman "teşekkür ederim" cümlesini söyleme fırsatını kaçırmayın.

Çok şaşalı bir şey olması gerekmiyor…birkaç nazik cümle veya kısa bir e-posta veya mesaj bile yeterli…Taktirinizi göstermek ve sevdiğiniz insanlara şefkat göstermek için basit yollar bulun. Belki bu bütün günü evde hasta çocuğunuzla geçiren eşiniz için eve giderken yemek götürmek olabilir. Belki bu annenize bir telefon etmek olabilir. Gün boyunca karşınıza çıkacakları onaylama ve taktir etmeyle ilgili nasıl bir adım atacağınızı düşünüyor olun. Etrafınızdaki insanları önemli hissettirdiğinizde, bir güven ve karşılıklı taktir ortamı yaratırsınız

Sevgi Kaşıkları


Bir gün sormuşlar ermişlerden birine: "Sevginin sadece sözünü edenlerle, onu
yaşayanlar arasında ne fark vardır?"
"Bakın göstereyim" demiş ermiş. Önce sevgiyi dilden gönüle indirememiş olanları çağırarak onlara bir sofra hazırlamış. Hepsi oturmuşlar yerlerine. Derken tabaklar içinde sıcak çorbalar gelmiş ve arkasından da, derviş kaşıkları denilen bir metre boyunda kaşıklar.
Ermiş "Bu kaşıkların ucundan tutup böyle yiyeceksiniz" diye bir de şart koymuş. "Peki" demişler ve içmeye teşebbüs etmişler. Fakat o da ne? Kaşıklar uzun geldiğinden bir türlü döküp saçmadan götüremiyorlar ağızlarına. En sonunda bakmışlar beceremiyorlar, öylece aç kalkmışlar sofradan.
Bunun üzerine "Şimdi..." demiş ermiş. "Sevgiyi gerçekten bilenleri çağıralım
yemeğe." Yüzleri aydınlık, gözleri sevgi ile gülümseyen ışıklı insanlar gelmiş oturmuş sofraya bu defa. "Buyurun" deyince her biri uzun boylu kaşığını çorbaya daldırıp, sonra karşısındaki kardeşine uzatarak içmişler çorbalarını. Böylece her biri diğerini doyurmuş ve şükrederek kalkmışlar sofradan."İşte" demiş ermiş: "Kim ki hayat sofrasında yalnız kendini görür ve doymayı düşünürse o aç kalacaktır. Ve kim kardeşini düşünür de doyurursa o da kardeşi tarafından doyurulacaktır.
Şüphesiz şunu da unutmayın; hayat pazarında alan değil veren kazançlıdır her zaman...

8 Eylül 2011 Perşembe

Bazen hata bizde olabilir:)

Adamın biri artık karısının eskisi kadar iyi Duymadığından korkuyormuş ve karısının işitme cihazına ihtiyaç duyduğunu düşünüyormuş. Ona nasıl yaklaşması gerektiğinden emin değilmiş. Bu durumu konuşmak için aile doktorunu aramış; doktor adamın karısının ne kadar duyduğunu anlayabilmesi için basit bir yöntem önermiş.

"Yapacağın şey şu, karından 40 adım ileride dur, normal bir konuşma tonuyla bir şeyler söyle; eğer duymazsa 30 adım ilerisinde aynı şeyi tekrarla, sonra 20 adım; cevap alana kadar aynı şeyi tekrarla" O akşam karısı mutfakta akşam yemeğini hazırlarken adam işlemi uygulamaya koymuş. 40 adım uzaklıktan karısına normal bir konuşma tonuyla seslenmiş "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"

Cevap yok
Mutfağa biraz yaklaşmış. Mesafeyi 30 adıma indirmiş ve soruyu tekrarlamış "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Gene cevap yok

Mutfağa biraz daha yaklaşmış, mesafe 20 adım ve tekrar sormuş "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Hala cevap yok
Adam mutfağın kapısına gelmiş artık mesafe iyice azalmış ve soruyu tekrarlamış
"Hayatım bu akşam yemekte ne var?" Gene cevap alamamış Bu sefer karısına iyice yaklaşmış ve aynı soruyu tekrar sormuş "Hayatım bu akşam yemekte ne var?"
Karısı:

"Hayatım beşinci kez söylüyorum, Tavuk"

Hikayenin ana fikri:
Belki de genelde düşündüğümüz gibi problem daima karşımızdaki
kişilerde olmayabilir.
Problemlerin sebebini iyi analiz etmeliyiz